İzmir Miras Avukatı ve Mirasçılık Belgesi Süreçleri
İzmir Miras Avukatı olarak mirasçılık belgesinin (veraset ilamı) alınması, yasal miras paylarının hesaplanması, saklı pay ve tenkis davası, mirastan mal kaçırmaya dayalı tapu iptal ve tescil davası, vasiyetnamenin açılması ve iptali, mirasın reddi ile terekede ortaklığın giderilmesi süreçlerinde hukuki destek sunuyoruz. Yücesoy Avukatlık & Hukuk Bürosu (Av. Mehmet Yücesoy, İzmir Barosu) İzmir Konak, İkbal-1 İş Merkezi'nde; İzmir Adliyesi'ne (Bayraklı) yakın konumda, İzmir geneline hizmet verir. İletişim/WhatsApp: +90 553 935 71 24.
Miras Paylaşımı ve Tereke Uyuşmazlıklarında Hukuki Destek
İzmir Miras Avukatı olarak, mirasçılık belgesinin alınmasından terekenin fiilen paylaşılmasına kadar uzanan sürecin her aşamasında hukuki destek sunuyoruz. Miras hukuku, bir kişinin ölümüyle malvarlığının kime, hangi oranda ve hangi usulle geçeceğini düzenler; uygulamada ise çoğu zaman aile içi ilişkilerin, yıllar önce yapılmış tapu devirlerinin ve el yazısıyla bırakılmış bir metnin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Miras, mirasbırakanın ölümüyle kendiliğinden açılır ve mirasçılar terekeyi bir bütün olarak kazanır. Bu aşamada mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti doğar: hiçbir mirasçı tek başına terekedeki belirli bir mal üzerinde tasarrufta bulunamaz, kararlar kural olarak oybirliğiyle alınır. Uygulamadaki uyuşmazlıkların önemli bölümü tam da bu ortaklık aşamasında ortaya çıkar. Bir mirasçının taşınmazı kullanması, kira gelirinin tek elde toplanması ya da banka hesabının bloke kalması gibi durumlar, paylaşım tamamlanmadan çözülmesi gereken sorunlardır.
İzmir'de miras dosyaları çoğunlukla sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri arasında paylaşılır; mirasçılık belgesi ve ortaklığın giderilmesi sulh hukukta, tenkis ile vasiyetnamenin iptali asliye hukukta görülür. Terekede taşınmaz varsa taşınmazın bulunduğu yer mahkemesine ilişkin kesin yetki kuralları da hesaba katılır. Miras dosyalarının yanı sıra yürüttüğümüz diğer çalışma alanlarını hizmet alanlarımız sayfasında bulabilirsiniz.
Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Nasıl Alınır: Noter ve Mahkeme Yolu
Mirasçılık belgesi, kimlerin mirasçı olduğunu ve her birinin miras payını gösteren belgedir. Halk arasında veraset ilamı olarak anılır. Terekedeki taşınmazın tapuda mirasçılar adına intikal ettirilmesi, banka hesaplarına ulaşılması, aracın devri ve veraset ve intikal vergisi beyannamesinin verilmesi gibi işlemlerin neredeyse tamamı bu belgeye dayanır. Bu nedenle miras sürecinin ilk adımı çoğunlukla mirasçılık belgesinin temin edilmesidir.
Belge iki yoldan alınabilir. Nüfus kayıtları mirasçılığı göstermeye yeterliyse noterlere başvurulabilir; noter, nüfus kayıt sistemi üzerinden inceleme yaparak belgeyi düzenler ve bu yol genellikle aynı gün sonuçlanır. Noterin belge düzenleyemediği hâller ise kanunda ve uygulamada bellidir: mirasçılar arasında yabancı uyruklu bulunması, nüfus kayıtlarının mirasçılığı göstermeye yetmemesi, mirasçılık sıfatının çekişmeli olması ve mirasbırakanın vasiyetname bırakmış olması gibi durumlar. Bu hâllerde mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine başvurulur.
Mirasçılık belgesi kesin hüküm niteliği taşımaz. Belgede yer alan mirasçı listesi ya da paylar gerçeği yansıtmıyorsa, mirasçılık belgesinin iptali istenebilir ve belgenin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir. Uygulamada bu yola en sık, sonradan ortaya çıkan bir evlilik dışı çocuğun tanınması, evlatlık ilişkisinin gözden kaçması ya da yurt dışındaki bir mirasçının kayıtlara işlenmemesi hâllerinde başvurulur. Mirasbırakandan uzun süredir haber alınamıyorsa mirasçılık belgesinden önce gaiplik kararı alınması gerekir; bu sürecin işleyişini gaiplik kararı hakkındaki yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.
Mirasçılık belgesi alındıktan sonra veraset ve intikal vergisi beyannamesinin kanunda öngörülen süre içinde ilgili vergi dairesine verilmesi gerekir. Beyannameye ilişkin istisna tutarları ve vergi tarifesi her yıl yeniden belirlendiğinden, bu tutarlar burada yazılmaz; beyanname hazırlanmadan önce başvuru anındaki güncel değerlerin teyit edilmesi gerekir. Terekenin kapsamı belirsizse, beyannameden önce sulh hukuk mahkemesinden tereke tespiti istenmesi mal ve borçların envanterinin resmî olarak çıkarılmasını sağlar.
Yasal Mirasçılık ve Zümre Sistemi, Sağ Kalan Eşin Durumu
Türk Medeni Kanunu yasal mirasçılığı zümre (derece) sistemi üzerine kurar. Birinci zümre mirasbırakanın altsoyudur: çocukları, onlar hayatta değilse torunları. İkinci zümre mirasbırakanın ana ve babası ile onların altsoyu, yani mirasbırakanın kardeşleri ve kardeş çocuklarıdır. Üçüncü zümre ise büyük ana ve büyük babalar ile onların altsoyudur; amca, hala, dayı ve teyzeler bu zümrede yer alır. Sistemin temel kuralı basittir: önceki zümrede tek bir mirasçı bulunduğu sürece sonraki zümre mirasçı olamaz.
Zümre içinde halefiyet ilkesi geçerlidir. Mirasbırakandan önce ölen bir çocuğun payı kendiliğinden diğer çocuklara geçmez; o çocuğun altsoyu, yani mirasbırakanın torunları, ölen ana veya babalarının payını kök başına paylaşır. Somut bir örnekle: mirasbırakanın çocuklarından biri kendisinden önce ölmüş ve geride iki çocuk bırakmışsa, hayattaki çocuklar kendi paylarını doğrudan alır; ölen çocuğun iki çocuğu ise terekeden bağımsız bir pay istemez, yalnızca babalarına düşecek olan payı kendi aralarında bölüşür. Evlatlık ve altsoyu da kan bağına dayalı altsoy gibi mirasçı olur; buna karşılık evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olmakla birlikte evlat edinen evlatlığın mirasçısı olmaz.
Sağ kalan eş, hangi zümre ile birlikte mirasçı olduğuna göre değişen bir paya sahiptir ve zümrelerin hiçbirine dahil değildir. Aşağıdaki tablo eşin konumunu ve kalan payın kimler arasında dağıldığını özetler; uygulanacak oranlar Türk Medeni Kanunu’nda gösterilmiştir ve güncel metin için mevzuat.gov.tr esas alınmalıdır.
| Birlikte mirasçı olduğu zümre | Sağ kalan eşin durumu | Kalan payın dağılımı |
|---|---|---|
| Altsoy (1. zümre) | Eş mirasçıdır; payı kanunda bu hâl için ayrıca belirlenmiştir | Kalan pay altsoy arasında eşit dağılır |
| Ana ve baba zümresi (2. zümre) | Eş mirasçıdır; payı altsoyla birlikte mirasçı olduğu hâlden daha geniştir | Kalan pay ana ve babaya, onlar yoksa kardeşlere geçer |
| Büyük ana ve büyük baba zümresi (3. zümre) | Eş mirasçıdır; eşin payının en geniş olduğu hâldir | Kalan pay bu zümre içinde dağılır |
| Hiçbir zümre mirasçısı yoksa | Miras eşe tek başına kalır | Dağıtılacak kalan pay yoktur |
Eşin miras payı ile evlilik birliğinin tasfiyesinden doğan alacağı birbirinden ayrı iki kalemdir ve karıştırılmamalıdır. Ölüm, evlilik birliğini sona erdiren sebeplerden biridir; bu nedenle önce mal rejimi tasfiye edilerek eşin katılma alacağı ve kişisel malları terekeden ayrılır, ardından geriye kalan tereke üzerinden miras payları hesaplanır. Bu sıra gözetilmediğinde sağ kalan eşin hakkı fiilen eksik hesaplanır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin ayrıntılı değerlendirmeyi mal paylaşımı tarafında yürütüyoruz.
Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer. Boşanan eş, boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte mirasçılık sıfatını yitirir; buna karşılık boşanma davası derdestken eşlerden biri ölürse, davaya devam eden mirasçıların haklılığı ispatlaması hâlinde sağ kalan eş mirasçı olamayabilir. Nişanlılık, birlikte yaşama ve fiilî ayrılık ise yasal mirasçılık bakımından kendiliğinden sonuç doğurmaz; bu ilişkiler ancak ölüme bağlı tasarrufla mirasçı atanması yoluyla dikkate alınabilir.
Saklı Pay ve Tenkis Davası
Mirasbırakan, malvarlığı üzerinde sınırsız biçimde tasarruf edemez. Kanun, belirli mirasçılara dokunulamaz bir asgari pay tanır; buna saklı pay denir. Terekenin saklı paylar dışında kalan bölümü ise tasarruf edilebilir kısmı oluşturur ve mirasbırakan bu kısım üzerinde vasiyetname, miras sözleşmesi veya sağlararası bağışlama yoluyla serbestçe tasarrufta bulunabilir.
| Mirasçı | Saklı pay durumu |
|---|---|
| Altsoy (çocuk, torun) | Saklı pay sahibidir; oran yasal miras payı üzerinden hesaplanır |
| Ana ve babadan her biri | Saklı pay sahibidir; oran yasal miras payı üzerinden hesaplanır |
| Sağ kalan eş | Saklı pay sahibidir; oran birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir |
| Kardeşler | Saklı pay yoktur; kanunda yapılan değişiklikle kaldırılmıştır |
| Diğer mirasçılar (amca, hala, dayı, teyze) | Saklı pay yoktur |
Hesabın işleyişi şu sırayı izler. Önce mirasçı çevresi belirlenerek her mirasçının yasal miras payı bulunur. Ardından saklı pay sahiplerinin payları üzerinden kanunda gösterilen oranlar uygulanır ve saklı payların toplamı hesaplanır. Terekenin bu toplamın dışında kalan bölümü tasarruf edilebilir kısımdır; mirasbırakan yalnızca bu kısım üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir. Geride eşi ve çocukları kalan bir mirasbırakanda, hem eşin hem çocukların saklı payı bulunduğundan tasarruf edilebilir kısım daralır. Mirasbırakan bu kısmı aşan bir kazandırma yaptıysa, aşan bölüm tenkise tabidir. Oranlar mirasçı çevresine göre dosyadan dosyaya değiştiğinden hesabın güncel kanun metni üzerinden yapılması gerekir.
Tenkis davası, saklı payı zedelenen mirasçının, tasarrufun saklı payı aşan kısmının indirilmesini istediği davadır. Dava, ölüme bağlı tasarruflara karşı açılabileceği gibi mirasbırakanın sağlığında yaptığı ve kanunda sayılan karşılıksız kazandırmalara karşı da açılabilir. Terekenin tenkis hesabı yapılırken mirasbırakanın ölüm tarihindeki malvarlığına, sağlararası yapılmış tenkise tabi kazandırmalar eklenir ve borçlar düşülür; hesap bu şekilde bulunan net değer üzerinden yapılır. Tenkiste kanuni sıra gözetilir: önce ölüme bağlı tasarruflar, yeterli olmazsa en yeni tarihlisinden başlanarak sağlararası kazandırmalar indirilir.
Süreler burada belirleyicidir. Tenkis davası, saklı pay sahibinin saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten başlayarak kanunda öngörülen süre içinde açılmalıdır; her hâlde vasiyetnamelerde vasiyetnamenin açılması, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren işleyen bir üst sürenin dolmasıyla dava hakkı düşer. Süreler hak düşürücü olduğundan dosya açılmadan önce güncel mevzuattan teyit edilmelidir. Buna karşılık kendisine tenkise tabi bir kazandırma yapılan kişi bir talep ileri sürerse, saklı pay sahibi tenkis def'ini süreye bağlı olmaksızın kullanabilir. Dava, mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde görülür ve saklı payı zedelenen her mirasçı yalnızca kendi payı için talepte bulunabilir.
Mirastan Mal Kaçırma (Muris Muvazaası) ve Tapu İptal Tescil Davası
Mirastan mal kaçırma, uygulamada muris muvazaası olarak anılır ve miras uyuşmazlıklarının en sık görülen başlığıdır. Tipik görünümü şudur: mirasbırakan, mirasçılarından bir kısmını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı tapuda satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstererek devreder. Ortada birbirinden farklı iki işlem vardır: tarafların gerçekte istemediği görünürdeki satış ve tarafların gerçek iradesini yansıtan gizli bağış.
Bu ayrım davanın sonucunu belirler. Görünürdeki işlem, taraflarca gerçekten istenmediği için geçersizdir; gizli bağış ise taşınmaz devrinde aranan resmî şekil şartına uyulmadığı için geçersiz kalır. Sonuçta devir baştan itibaren hükümsüz sayılır ve taşınmaz tereke kapsamına döner. Yargıtay'ın içtihadı birleştirme kararı bu çözümü yerleştirmiştir ve uygulama bugün de bu çerçevede yürür.
Davada asıl güçlük mirasbırakanın gerçek iradesinin ispatıdır. Mahkeme, devredilenin mirasbırakanın malvarlığı içindeki ağırlığını, satış bedeli olarak gösterilen değer ile taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri arasındaki farkı, devralanın ödeme gücünü, mirasbırakan ile mirasçılar arasındaki ilişkiyi ve yöresel örf ve âdeti birlikte değerlendirir. Tanık beyanı, banka kayıtları, tapu ve vergi değerleri ile bilirkişi incelemesi bu değerlendirmenin başlıca araçlarıdır. Tapu iptal ve tescil talebinin nasıl ileri sürüldüğünü ve dosyanın tipik seyrini tapu iptal davası rehberimizde adım adım anlattık.
Muvazaa iddiası herhangi bir hak düşürücü süreye bağlı olmasa da beklemek davacının aleyhinedir: taşınmaz üçüncü kişilere devredildiğinde tapu siciline duyulan güvenin korunması ilkesi devreye girer ve iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı ayakta kalabilir. Bu nedenle dava açılırken taşınmaz üzerine tedbir şerhi konulması talep edilir. Devrin muvazaalı olduğu ispatlanamazsa, koşulları varsa terditli olarak tenkis talebinde bulunulması davacının elini güçlendirir. Taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklarda değerlendirmeyi gayrimenkul hukuku tarafıyla birlikte yürütüyoruz.
Vasiyetname Türleri, Açılması ve İptali
Vasiyetname, mirasbırakanın ölümünden sonra hüküm doğurmak üzere tek taraflı olarak yaptığı ölüme bağlı tasarruftur. Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve kanunda öngörülen yaşı doldurmuş bulunmak gerekir. Vasiyetnameyle mirasçı atanabilir, belirli mal vasiyet edilebilir, vasiyeti yerine getirme görevlisi tayin edilebilir, koşul ve yükleme konabilir; ancak tüm bunlar saklı paylar sınırı içinde geçerlidir.
Kanun üç vasiyetname türü tanır ve her birinin şekil şartları farklıdır:
- Resmî vasiyetname: İki tanığın katılmasıyla, noter, sulh hâkimi veya kanunla yetkilendirilmiş diğer bir görevli tarafından düzenlenir. Şekil bakımından en güvenli türdür ve okuma yazma bilmeyenler için de öngörülmüş bir usulü vardır.
- El yazılı vasiyetname: Baştan sona mirasbırakanın kendi el yazısıyla yazılır, yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilir ve imzalanır. Bilgisayar çıktısının altına atılan imza bu şartı karşılamaz.
- Sözlü vasiyetname: Yalnızca yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık ve savaş gibi olağanüstü durumlarda, diğer türlere başvurma imkânı yoksa iki tanık huzurunda yapılır. Mirasbırakan sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağına kavuşursa, bu tarihten belirli bir süre sonra sözlü vasiyet hükümden düşer.
Vasiyetnamenin bulunduğu her durumda, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesine teslim edilmesi zorunludur. Mahkeme, tesliminden başlayarak kanunda öngörülen kısa süre içinde vasiyetnameyi açar ve ilgililere okur; mirasçılara ve lehine tasarruf yapılanlara birer örneği tebliğ edilir. Vasiyetname, tebliğden itibaren kanunda öngörülen süre içinde itiraz edilmezse kesinleşir ve lehine tasarruf yapılan kişiye mirasçılık belgesi verilir. Vasiyetnamenin açılması işlemi, içeriğin geçerliliği konusunda bir karar değildir; yalnızca ilgilileri haberdar eden bir usul işlemidir.
Vasiyetnamenin iptali davası, mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmaması, tasarrufun yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisiyle yapılmış olması, içeriğinin hukuka ya da ahlaka aykırı olması ve kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmaması sebeplerine dayanır. Şekle aykırılık vasiyetnameyi kendiliğinden hükümsüz kılmaz; iptal davasıyla ileri sürülmesi gerekir. Dava hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak kanunda öngörülen süre geçmekle düşer; her hâlde vasiyetnamenin açılmasından itibaren işleyen üst süreler de vardır ve bu süreler davalının iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. Süreler kısa ve hak düşürücü olduğundan somut dosyada güncel kanun metninden teyit edilmelidir. Uygulamada ehliyetsizlik iddiası, ölüm tarihine yakın döneme ait hastane kayıtları, ilaç raporları ve tanık beyanları üzerinden değerlendirilir.
Mirasın Reddi ve Mirasçıların Sorumluluğu
Miras, mirasçılara aktif ve pasifiyle birlikte geçer. Terekede yalnızca mallar değil, mirasbırakanın borçları da yer alır. Mirası kabul eden mirasçılar bu borçlardan müteselsilen ve yalnız terekedeki değerlerle değil kendi kişisel malvarlıklarıyla da sorumlu olur. Bu sonuç, borca batık bir tereke söz konusu olduğunda mirasçı için ağır bir yük doğurur; kanun bu nedenle sorumluluğu sınırlayan üç ayrı yol öngörmüştür.
Bunların ilki mirasın reddidir. Yasal mirasçılar mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri, vasiyetname ile atanmış mirasçılar ise tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihten başlayarak kanunda öngörülen kısa süre içinde mirası reddedebilir. Ret beyanı sulh hukuk mahkemesine sözlü ya da yazılı olarak yapılır, kayıtsız şartsız olmalıdır ve mahkemece tutulan özel kütüğe tescil edilir. Süre içinde ret yapılmazsa miras kayıtsız şartsız kazanılmış sayılır. Terekeye karışan, ona el koyan veya mirasçı sıfatıyla işlem yapan kişi ise ret hakkını yitirir; bu nedenle ret süresi boyunca terekeye ilişkin işlemlerden kaçınmak gerekir. Sürenin ne zaman başladığı ve ne kadar sürdüğü kanunda belirlenmiştir; ölüm tarihi öğrenildiğinde güncel mevzuattan teyit edilmelidir.
Mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aciz olduğu açıkça belli ya da resmen tespit edilmişse, miras kanun gereği reddedilmiş sayılır. Buna hükmen ret denir ve süreye bağlı bir beyan gerektirmez. Ancak uygulamada alacaklılar buna rağmen mirasçılara karşı takip başlatabildiğinden, mirasçının borçlu olmadığının tespiti için dava açması gerekebilir. Bir mirasçının reddi hâlinde onun payı, miras açıldığı anda kendisi sağ değilmiş gibi diğer mirasçılara geçer; en yakın mirasçıların tamamı reddederse tereke sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.
Terekenin borca batık olup olmadığı belirsizse, ret yerine resmî defter tutulmasının istenmesi daha ölçülü bir yoldur. Talep, ret süresi içinde sulh hukuk mahkemesine yapılır; mahkeme terekedeki malları ve borçları resmî olarak tespit eder ve alacaklıları ilanla davet eder. Deftere göre kabul hâlinde mirasçı, kural olarak yalnızca deftere yazılan borçlardan sorumlu olur. Terekenin borçlarını karşılamaya yetmeyeceği anlaşılıyorsa resmî tasfiye istenebilir. Tereke alacaklılarının başlattığı takiplerde ve mirasçılar aleyhine yürüyen icra dosyalarında icra ve iflas hukuku tarafındaki savunma da birlikte kurgulanır.
Terekede Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) ve Satış Yoluyla Paylaşım
Mirasın açılmasıyla mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti doğar ve bu ortaklık, paylaşma tamamlanana kadar sürer. Elbirliği mülkiyetinde paylar belirli olmakla birlikte mallar üzerinde bağımsız tasarruf mümkün değildir; bir taşınmazın satılması, kiraya verilmesi ya da üzerine ipotek kurulması kural olarak tüm mirasçıların katılımını gerektirir. Mirasçılardan biri buna yanaşmadığında tereke fiilen kilitlenir. Kanun bu kilidi açmak için her mirasçıya, kural olarak her zaman paylaşmayı isteme hakkı tanır.
Paylaşma önce anlaşma yoluyla denenir. Anlaşma sağlanamazsa mirasçılardan her biri ortaklığın giderilmesi davası açabilir. Uygulamada izale-i şuyu adıyla bilinen bu dava, taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde görülür. Davanın kendine özgü bir yanı vardır: taraf teşkili zorunludur, yani tüm ortakların davada yer alması gerekir ve karar hepsi bakımından birlikte sonuç doğurur. Mirasçılardan biri ölmüşse onun mirasçılarının da davaya dahil edilmesi gerekir; bu nedenle güncel bir mirasçılık belgesi davanın ön koşulu gibi işler.
Mahkeme önce aynen taksimin mümkün olup olmadığını araştırır. Taşınmaz, değerinde önemli bir kayba yol açmadan paylar oranında bölünebiliyorsa aynen taksime karar verilebilir; paylar arasındaki farklar para ile denkleştirilir. Aynen taksim mümkün değilse ya da ortaklar bunu istemiyorsa taşınmazın satılarak bedelinin paylar oranında dağıtılmasına hükmedilir. Satış, satış memurluğu eliyle açık artırma usulüyle yapılır ve kural olarak herkese açıktır; mahkeme talep hâlinde artırmanın yalnızca ortaklar arasında yapılmasına da karar verebilir. Sürecin adım adım işleyişini İzmir'de ortaklığın giderilmesi davası başlıklı yazımızda ele aldık.
Bu davanın sonucu, taşınmazı fiilen kullanan mirasçı bakımından ağır olabilir: aile konutu niteliğindeki bir yapı dahi satış yoluyla elden çıkabilir. Uygulamada bu riski azaltmanın yolları, satıştan önce ortaklar arasında anlaşmaya varmak, taşınmaz üzerinde kat mülkiyeti kurularak aynen taksimin önünü açmak ve payların bir ortağa devri konusunda uzlaşmaktır. Terekede kira geliri getiren bir taşınmaz varsa, paylaşım tamamlanana kadar geçen dönem için ecrimisil ve kira alacağı talepleri ayrıca değerlendirilir.
Miras Taksim Sözleşmesi ve Mirasçılar Arası Anlaşma
Mirasçıların paylaşımı kendi aralarında yapmaları, yargılamaya göre hem daha hızlı hem de terekenin değerini koruyan bir yoldur. Miras paylaşma sözleşmesi, mirasçıların terekedeki malların kime kalacağını ve payların nasıl denkleştirileceğini serbestçe kararlaştırdıkları sözleşmedir. Kanun bu sözleşmenin geçerliliğini yazılı şekle bağlar; terekede taşınmaz bulunması hâlinde dahi resmî şekil aranmaz. Buna karşılık sözleşmeye tüm mirasçıların katılması zorunludur, katılmayan mirasçı bakımından sözleşme hüküm doğurmaz.
İyi hazırlanmış bir taksim sözleşmesinde terekedeki taşınmazlar ada, parsel ve bağımsız bölüm bilgileriyle; banka hesapları, araçlar, şirket payları ve alacaklar ise ayrı ayrı gösterilir. Terekenin borçlarının kim tarafından üstlenileceği ve değer farklarının nasıl denkleştirileceği açıkça yazılır. Mirasçılardan biri kendisine düşenden fazlasını alıyorsa buna karşılık ödeyeceği denkleştirme bedeli ve ödeme takvimi belirlenir. Sözleşme yazılı şekilde geçerli olsa da, tapuda intikal ve devir işlemlerinin sorunsuz yürümesi için noterde düzenlenmesi uygulamada tercih edilir.
Paylaşımda gözden kaçan bir başka konu denkleştirmedir. Mirasbırakanın sağlığında altsoyuna miras payına mahsuben yaptığı karşılıksız kazandırmalar, aksi mirasbırakanca açıkça belirtilmedikçe paylaşmada denkleştirmeye tabidir. Çeyiz, kuruluş sermayesi, borçtan kurtarma gibi kazandırmalar bu kapsamda değerlendirilir. Denkleştirme, saklı payla ilgili tenkisten farklı bir kurumdur ve mirasçılar arasındaki eşitliği sağlamaya hizmet eder. Bir mirasçı payını devretmek isterse, mirasçılar arasında yapılan pay devri yazılı şekle tabidir; payın üçüncü kişiye devri ise noterlikçe düzenleme şartına bağlıdır ve devralan kişi paylaşmaya katılamaz, yalnızca mirasçıya düşen payın kendisine verilmesini isteyebilir.
Anlaşmanın mümkün olmadığı dosyalarda ise sıralama genellikle şudur: mirasçılık belgesi alınır, tereke tespiti istenir, gerekiyorsa muvazaalı devirler için tapu iptal ve tescil ile tenkis talepleri ileri sürülür, sonuçta ortaklığın giderilmesiyle paylaşım tamamlanır. Bu adımların hangi sırayla ve hangi mahkemede yürütüleceği dosyanın kendi koşullarına göre belirlenir. Sürecin başında terekenin kapsamının ve mirasçı çevresinin doğru saptanması, sonraki aşamalarda tekrar eden yargılamaların önüne geçer.
Miras Sürecinde Hukuki Destek
Mirasçılık belgesi, tereke tespiti, tenkis ve paylaşım süreçleriyle ilgili sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
İlgili Mevzuat
Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi (mevzuat.gov.tr). İçerik bilgilendirme amaçlıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Mirasçılık belgesi (veraset ilamı) nereden alınır?
Mirasçılık belgesi kural olarak noterden ya da mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinden alınabilir. Nüfus kayıtları mirasçılığı göstermeye yeterliyse noter yolu daha hızlıdır. Mirasçılar arasında yabancı uyruklu bulunması, nüfus kaydının yetersiz kalması ya da mirasçılık sıfatının çekişmeli olması gibi hâllerde noter belge düzenleyemez; bu durumda mahkemeye başvurulur. İzmir Konak, Bayraklı ve diğer ilçelerdeki başvurularda hangi yolun uygun olduğunu belgeler üzerinden değerlendiriyoruz.
Sağ kalan eş mirastan ne kadar pay alır?
Türk Medeni Kanunu, sağ kalan eşin payını birlikte mirasçı olduğu zümreye göre belirler. Eş, mirasbırakanın altsoyu ile birlikte, ana ve baba zümresi ile birlikte ya da büyük ana ve büyük babalar ile onların çocukları ile birlikte mirasçı olabilir; payı bu hâllerin her biri için kanunda ayrı ayrı gösterilmiştir ve birlikte mirasçı olunan zümre uzaklaştıkça eşin payı genişler. Bu zümrelerden hiçbiri bulunmuyorsa miras eşe tek başına kalır. Uygulanacak oranlar için Türk Medeni Kanunu’nun güncel metni esas alınmalıdır. Eşin payı hesaplanırken evlilik birliği içinde edinilen mallara ilişkin tasfiye talebi ayrıca değerlendirilir.
Saklı pay nedir, kimlerin saklı payı vardır?
Saklı pay, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufla veya karşılıksız kazandırmayla dokunamayacağı, kanunla korunan asgari paydır. Yürürlükteki düzenlemeye göre saklı pay sahipleri altsoy, ana ve baba ile sağ kalan eştir. Saklı pay, her mirasçının yasal miras payı üzerinden hesaplanır; hangi mirasçı için hangi oranın uygulanacağı Türk Medeni Kanunu’nda gösterilmiştir ve somut dosyada güncel kanun metninden teyit edilmelidir. Sağ kalan eşin saklı payı, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir. Kardeşlerin saklı payı ise kanunda yapılan bir değişiklikle kaldırılmıştır.
Tenkis davası hangi sürede açılır?
Tenkis davası, saklı pay sahibi mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak kanunda öngörülen süre içinde açılmalıdır. Her hâlde vasiyetnamelerde vasiyetnamenin açılması, diğer ölüme bağlı tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren işleyen daha uzun bir üst süre geçmekle dava hakkı düşer. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir ve kaçırıldığında dava hakkı ortadan kalkar; bu nedenle süreler somut dosyada güncel mevzuattan teyit edilmelidir. Kendisine tenkise tabi bir kazandırma yapılan kişi aleyhine talepte bulunulması hâlinde ise tenkis def’i süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir.
Mirastan mal kaçırma (muris muvazaası) davası ne kadar sürede açılır?
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası, yerleşik uygulamada herhangi bir hak düşürücü süreye ya da zamanaşımına bağlı değildir; muvazaa iddiası her zaman ileri sürülebilir. Buna karşılık delillerin zamanla kaybolması ve tapudaki sonraki devirlerde iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması nedeniyle beklemek pratikte davacı aleyhine sonuç doğurur. Bu nedenle mal kaçırma şüphesi doğduğunda tapu kayıtlarının ve devir belgelerinin bir an önce incelenmesi önerilir.
El yazılı vasiyetname geçerli midir?
El yazılı vasiyetname, kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulduğu sürece geçerlidir. Vasiyetnamenin tamamının mirasbırakanın kendi el yazısıyla yazılmış olması, yapıldığı yıl, ay ve günün gösterilmesi ve mirasbırakan tarafından imzalanması gerekir. Bilgisayarda yazılıp yalnızca imzalanan metin bu şartı karşılamaz. Şekil şartlarındaki eksiklik vasiyetnamenin kendiliğinden hükümsüz olması sonucunu doğurmaz; süresinde açılacak bir iptal davasıyla ileri sürülmesi gerekir.
Mirasın reddi süresi ne kadardır?
Miras, yasal mirasçılar bakımından mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten, vasiyetname ile atanmış mirasçılar bakımından tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihten başlayarak kanunda öngörülen kısa süre içinde reddedilebilir. Ret beyanı sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı olarak yapılır ve kayıtsız şartsız olmalıdır. Süre kaçırılırsa miras kayıtsız şartsız kazanılmış sayılır. Mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aciz olduğu açıkça belli veya resmen tespit edilmişse miras kanun gereği reddedilmiş sayılır.
Mirasçılar mirasbırakanın borçlarından sorumlu mudur?
Mirası kabul eden mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen ve kişisel malvarlıklarıyla sorumlu olur. Sorumluluğu sınırlamanın başlıca yolları mirasın reddi, resmî defter tutulmasının istenmesi ve resmî tasfiyedir. Resmî defter tutulması istenmişse mirasçı, kural olarak deftere yazılan borçlardan sorumlu olur. Terekenin borca batık olup olmadığı belirsizse, kanunda öngörülen ret süresi dolmadan defter tutulmasının istenmesi hak kaybını önlemeye yönelik bir adımdır.
Mirasçılar anlaşamazsa taşınmaz nasıl paylaşılır?
Mirasçılar paylaşımda anlaşamazsa, her mirasçı ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası açabilir. Dava, taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde görülür ve tüm ortakların davada yer alması gerekir. Mahkeme önce aynen taksimin mümkün olup olmadığını değerlendirir; mümkün değilse ya da ortaklar aynen taksim istemiyorsa taşınmazın satılarak bedelinin paylar oranında dağıtılmasına karar verilir. Satış, satış memurluğu eliyle açık artırma usulüyle yapılır.
Miras taksim sözleşmesi noterde mi yapılmalıdır?
Miras paylaşma (taksim) sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır; terekede taşınmaz bulunması hâlinde dahi resmî şekil şartı aranmaz. Ancak sözleşmenin tüm mirasçıların katılımıyla yapılması ve payların, taşınmazların ve borçların açıkça gösterilmesi gerekir. Mirasçılardan birinin katılmadığı sözleşme diğerlerini bağlamaz. Uygulamada tapuda intikal ve devir işlemlerinin sorunsuz yürümesi için sözleşmenin noterde düzenlenmesi tercih edilebilir.
